Düşünce özgürlüğü en genel ifade ile “Bir bireyin başkalarının bakış açılarından bağımsız olarak bir olguyu, bakış açısını veya düşünceyi benimseme veya değerlendirme özgürlüğüdür.¹” Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 25. Maddesinde “Düşünce ve Kanaat Hürriyeti” başlığı altında düzenlenen bu hak ve özgürlük gerek demokratik toplum ve devlet sistemlerinin, gerekse hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz unsurlarındandır.
İlgili maddeye göre “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” Bu düzenlemeden hareketle kişiler herhangi bir konu ile alakalı hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın fikir sahibi olabilme, kanaat oluşturabilme yetisine sahiptir. Düşünce ve kanaat hürriyeti, Anayasanın 26. Maddesinde düzenlenen Düşünceyi Açıklama ve yayma hürriyetinden ayrı düşünülemeyecek olsa da esasen düşünce yahut fikrin açıklanmasından çok, kişinin iç dünyası ve fikriyatında bir kanaate sahip olabilmesini ifade eder.
Düşünce Özgürlüğünün Sınırlandırılması
Türk anayasa hukuku literatüründe mutlak bir hak, yani hiçbir şekilde dokunulamaz bir özgürlük olarak sınıflandırılmaktadır. Zaten anayasanın ilgili düzenlemesinde de düşünce ve kanaat hürriyetinin sınırlandırılması için özel bir sebep öngörülmemiştir. Hatta Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 15. Maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulmasını düzenleyen hükümde özel bir güvenceye alınarak Olağanüstü hal rejimlerindeki dokunulamaz çekirdek haklar kapsamına alınmıştır.
Düşünce ve kanaat hürriyetinin herhangi bir sınırlamaya tabi olmamasının yanında, Anayasamızın 26. Maddesine düzenlenen Düşünceyi Açıklama ve yayma hürriyeti içinse aynı dokunulmazlık söz konusu değildir.
Zira Anayasa Mahkemesi’nin de isabetle belirttiği üzere Anayasa Mahkemesine göre, düşünce, kişinin iç aleminde kaldığı sürece sınırlanamaz, düşünce açıklandığı anda bireysel alandan toplumsal alana geçer. Devlet bu alanda, toplum güvenliğini sağlamakla görevli olduğu için düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü de sınırlayabilir.² Nitekim anayasamızda ki mevcut düzenleme de bu yöndedir.
Anayasanın 26. Maddesinin ikinci fıkrası “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmünü içermektedir. Bu bağlamda düşünce özgürlüğü toplum nezdinde düşünceyi ifade edebilme özgürlüğü olarak anlaşıldığında sınırlanamaz olmaktan çıkmaktadır.
Sınırlamanın ne ölçüde ve hangi kabuller altında yapılacağı ise temel hak ve hürriyetler tarihinin en başından itibaren tartışılagelmiş, siyasi ve toplumsal olgulardan fazlasıyla etkilenmiş bir mevzudur ve bu yazının konusu değildir.
Anayasa Hukukunda Düşünce Hak ve Özgürlükleri
Türk anayasa hukukunda düşünce alanındaki hak ve özgürlüklerin anayasayla iki madde şeklinde düzenlenmesi doktrinde olumsuz görüşlerle karşılaşmıştır. Çünkü 25. Maddede düzenlenen Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin mutlak, 26. Maddede düzenlenen Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyetinin sınırlanabilir oluşu bu özgürlüğün bir bakıma işlevini kaybetmesine de sebep olmuştur.
Çünkü düşünce esasen açıklanmakla değer kazanan ve demokratik anayasal düzenlerde gelişimin bel kemiği olarak görülen bir mefhumdur.
Birey olarak bir düşünceye sahip olmak toplumsal ve hukuksal alanda herhangi bir etkiye sahip değildir ve bu bakımdan düşünce özgürlüğünün soyut bir alanda kaldığı aşikardır. Bu durumun aksine olarak düşünce ve kanaat hürriyeti ve düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin temel bir hak ve özgürlük olarak tanımlanması ve anayasal metinlerde güvence altına alınmasının temel sebebi farklı düşüncelerin uygarlığın gelişmişine pozitif yönde katkıda bulunmasıdır. Bu nedenle düşünce alanındaki hak ve hürriyetlerin hala sağlam bir zemine oturduğu da söylenemez. Demokrasi ve hukuk devleti ilkelerindeki her gelişme düşünce hürriyetinin de tam manasıyla etkisini gösterebilmesine olanak sağlayacaktır.
KAYNAKÇA
(1)Wikipedia
(2)Düşünce Ögürlüğü ve Sınırları- Arş. Gör. Ömer KORKMAZ
(3) TC Anayasası
Av. Harun Raşit Özdemir
